Cuma, Mart 13, 2026

Sütyen Ölçüsü Nasıl Belirlenir?

Sütyen ölçüsü, göğüs altı çevrenizin ve göğsünüzün en dolgun kısmından geçen çevre genişliğinin...

Göğüsler Neden Sarkar? Sarkık...

Göğüsler; yaşlanma, yerçekimi, hamilelik, emzirme ve ani kilo değişimleri sebebiyle cilt elastikiyetinin kaybolması...

Damla Silikon İmplant mı,...

Damla silikon implant mı, yuvarlak silikon implant mı sorusunun yanıtı, hedeflenen dekolte dolgunluğuna...

Memede Silikon Protez Kayması:...

Memede silikon protez kayması (malpozisyon), meme büyütme estetiği sonrasında yerleştirilen implantın ilk oluşturulan...
Ana SayfaHastalıklarRadyolojiEmbolizasyon Tedavisi

Embolizasyon Tedavisi

Embolizasyon tedavisi, vücuttaki anormal kanamaları durdurmak veya yoğun kanlanan kitleleri küçültmek amacıyla, sorunlu damarların anjiyografi eşliğinde içeriden özel maddelerle güvenli bir şekilde tıkanması işlemidir. Kulak Burun Boğaz ve yüz estetik cerrahisinde sıklıkla başvurulan bu yenilikçi yöntem yüksek kanama riski taşıyan dokuların enerji kaynağını tamamen keserek dokuyu zararsız hale getirmektedir. Büyük kesilere ihtiyaç duymadan, doğrudan damar ağının içinden ilerleyerek kan akışının kontrol altına alınması, baş ve boyun gibi son derece hassas anatomik bölgelerde büyük bir avantaj sağlamaktadır. Bu sayede iyileşme süreci çok daha konforlu geçmekte, karmaşık damarsal sorunlar yüksek bir tıbbi güvenlikle kalıcı çözüme kavuşturulmaktadır.

KBB ve Yüz Estetik Cerrahisinde Embolizasyon Tedavisi Nedir ve Nasıl Çalışır?

Embolizasyon, kelime anlamı olarak incelendiğinde vücuttaki herhangi bir damarın, kan akışını durdurmak veya yavaşlatmak amacıyla kasıtlı, planlı ve son derece kontrollü bir şekilde içeriden tıkanması anlamına gelmektedir. Vücudumuzdaki her bir doku, hücre ve organ, sağlıklı bir şekilde hayatta kalabilmek, yeterli oksijen alabilmek ve beslenebilmek için kalpten gelen sürekli bir kan akışına ihtiyaç duymaktadır. Ancak bazı istenmeyen durumlarda, örneğin bir tümör kontrolsüzce hızla büyümeye başladığında veya cilt altında anormal bir damar yumağı oluştuğunda, bu bölgeye giden kan miktarı normal sağlıklı dokuların çok üzerine çıkmaktadır. Bu hastalıklı dokular adeta vücudun enerjisini sömüren bağımsız yapılar gibi kendi özel damar ağlarını oluşturarak büyümeye devam ederler. Embolizasyon işlemi bu kritik noktada devreye girerek, otonomisini ilan etmiş bu yapıların enerji kaynaklarını tamamen kesmeyi hedeflemektedir.

Bu sistemin çalışma prensibini geniş ve karmaşık bir otoyol ağına benzetmek konunun anlaşılmasını oldukça kolaylaştıracaktır. Trafiğin çok yoğun olduğu, sürekli kazaya sebebiyet veren veya yasadışı bir şekilde açılmış sorunlu bir otoyol çıkışını gözünüzde canlandırın. Bu çıkışın özel yapım bariyerlerle, sadece o yola özel bir şekilde ve diğer yolları etkilemeden kapatılması işlemi embolizasyonun temel mantığıdır. Kulak burun boğaz ve yüz cerrahisi açısından detaylıca değerlendirildiğinde, bu işlem sadece fiziksel bir tıkanıklık yaratmakla kalmaz, aynı zamanda hedef dokunun biyolojik davranışını da tamamen değiştirir. Kanlanması ve dolayısıyla tüm besini kesilen bir tümör, yavaş yavaş küçülmeye, içindeki yüksek basıncı kaybetmeye ve sönmeye başlar. Bu muazzam mekanizma, sadece kanamayı durdurmakla kalmaz, tümörün çevresindeki sağlıklı sinirlerden, kaslardan ve cilt dokusundan tereyağından kıl çeker gibi kolayca ayrılmasını da sağlamaktadır.

Baş ve Boyun Bölgesinde Hangi Hastalıklarda Embolizasyon Tedavisi Uygulanmaktadır?

Baş ve boyun bölgesi, insan vücudunun damar ağı açısından en yoğun, en karmaşık ve aynı zamanda estetik ile fonksiyonun en fazla iç içe geçtiği bölgelerinden biridir. Beyne giden çok hayati ana damarların bu dar alandan geçmesi, yüzün tüm mimiklerini, gülümsemeyi, göz kırpmayı sağlayan incecik sinirlerin bu bölgede yer alması, hastalıkların tedavisini oldukça hassas bir hale getirmektedir. Bu kadar karmaşık bir anatomide, bazı durumlarda doğrudan açık cerrahi ile müdahale etmek yerine öncelikle damar yolundan minimal bir müdahale ile çözüm bulmak adeta bir zorunluluk haline gelmektedir. Cerrahi güvenliği en üst düzeye çıkarmak ve hastanın iyileşme sürecini çok daha konforlu hale getirmek için uzmanlar bu yönteme sıklıkla başvurmaktadır.

Müdahale edilen başlıca durumlar şunlardır:

  • Geniz bölgesi tümörleri
  • Boyun bölgesi paragangliomaları
  • Doğumsal damar yumakları
  • İnatçı burun kanamaları
  • Yüksek akımlı damar anormallikleri

Bu hastalıkların her biri, kendi içinde ciddi kanama riski taşıyan ve müdahalesi özel bir cerrahi ustalık gerektiren durumlardır. Örneğin bazı tümörler o kadar yoğun bir damar ağına sahiptir ki cerrahi bir alet ufak bir temas ettiği anda bile çok şiddetli kanamalar meydana gelebilmektedir. Bu durum hastanın genel sağlığını tehlikeye atmanın ötesinde, cerrahın ameliyat sahasını net bir şekilde görmesini neredeyse imkansız hale getirmektedir. İşte bu tür yüksek riskli durumlarda ameliyattan birkaç gün önce başarıyla uygulanan bu yöntem tümörün adeta yakıtını keserek asıl operasyonun tamamen kansız veya çok az bir kanamayla geçmesine olanak tanımaktadır.

Geleneksel Cerrahiye Kıyasla Embolizasyon Tedavisi Ameliyatsız Bir Yöntem midir?

Halk arasında zaman zaman kafa karışıklığı yaratan bir konu da bu işlemin doğasıdır. Birçok kişi bu işlemi açık bir ameliyat zannetse de teknik ve pratik olarak standart bir açık cerrahi prosedürü değildir. Gelişmiş donanımlara sahip girişimsel radyoloji ünitelerinde gerçekleştirilen, ileri teknoloji ürünü yüksek çözünürlüklü görüntüleme cihazlarının aktif olarak kullanıldığı minimal invaziv, yani vücut bütünlüğünü en az bozan özel bir tıbbi prosedürdür. Hastanın vücudunda büyük kesiler yapılmaz, dikiş atılmaz ve geleneksel ameliyatların getirdiği büyük fiziksel travmalar yaşanmaz.

Süreç genellikle hastanın kasık bölgesindeki veya bazen el bileğindeki atardamarın lokal anestezi ile uyuşturulmasıyla başlamaktadır. Bu küçük giriş noktasından, bazen bir saç teli inceliğinde olabilen son derece esnek mikrokateterler ile damar sisteminin içine girilmektedir. İşlemi gerçekleştiren uzman, dev ekranlar başından damarların haritasını anlık olarak izleyerek, bu ince borucukları vücudun içinde yavaşça ilerletir ve doğrudan hedef bölgeye ulaşır. Hedefe ulaşıldığında ise kateterin içinden özel tıkayıcı maddeler verilerek sorunlu damar kapatılır. İşlem sırasında hastalar genellikle tamamen uyanıktır ancak rahatlamaları için hafif sakinleştiriciler verilebilir. İşlem bittiğinde ince kateter çekilir, giriş yapılan kasık veya bilek bölgesine bir süre baskı uygulanır ve hasta dinlenmek üzere odasına alınır.

İşlem Esnasında Embolizasyon Tedavisi İçin Hangi Tıbbi Maddeler Kullanılmaktadır?

Damarları tıkamak amacıyla kullanılan ajanlar, yani tıkayıcı maddeler, hedeflenen hastalığın türüne, damarın çapına ve kan akış hızına göre büyük bir titizlikle seçilmektedir. Bu maddelerin tamamı tıbbi kullanıma uygun, biyolojik olarak insan vücuduyla uyumlu ve vücut içinde güvenle kalabilen özel materyallerdir. Bu alandaki teknolojik gelişmeler, doktorların elindeki seçenekleri her geçen gün artırmakta ve işlemin başarı oranını mükemmel seviyelere taşımaktadır.

Kullanılan temel tıbbi maddeler şunlardır:

  • Mikroskobik partiküller
  • Sıvı embolizan ajanlar
  • Özel metalik sarmallar
  • Tıbbi sklerozan sıvılar

Mikroskobik partiküller, incecik kum tanelerinden bile küçük yapılarıyla öne çıkarlar ve tümörlerin en uçtaki ince kılcal damarlarına kadar ilerleyerek çok etkili bir tıkanma sağlarlar. Sıvı embolizan ajanlar ise sıvı halde damara verilip, kanla temas ettiklerinde hızla katılaşan ve adeta bir dolgu malzemesi gibi damar yumağının içini tamamen donduran maddelerdir. Özel metalik sarmallar, daha büyük çaplı damarları veya damar yırtıklarını kapatmak için kullanılan platin içerikli yaylardır. Tıbbi sklerozan sıvılar ise damar duvarını kurutarak kalıcı kapanma sağlayan güçlü ajanlar olup, özellikle yüzdeki düşük akımlı damar genişlemelerinde tercih edilmektedir.

Gençlerde Sık Görülen Burun Tümörlerinde Embolizasyon Tedavisi Neden Hayati Önem Taşır?

Juvenil Nazofaringeal Anjiofibrom adı verilen hastalık, genellikle ergenlik çağındaki genç erkeklerde ortaya çıkan, iyi huylu olmasına rağmen bulunduğu anatomik bölge ve yapısı itibariyle son derece agresif davranabilen bir geniz tümörüdür. Bu kitlenin en büyük ve en tehlikeli özelliği, içinin tabiri caizse ağzına kadar yoğun damarlarla dolu olmasıdır. Öyle ki bu tümörü oluşturan damarların kas yapısı bulunmadığı için, cerrahi bir işlem sırasında kesildiklerinde kendi kendilerine büzüşüp kanamayı durdurma yetenekleri kesinlikle yoktur.

Geçmiş yıllarda, bu gelişmiş tıkanma yöntemlerinin yaygınlaşmadığı dönemlerde, bu tümörlerin ameliyatları tıp dünyasının en çok çekindiği operasyonlardan biri olarak kabul edilmekteydi. Ameliyat sırasında litrelerce kan kaybı yaşanabilmekte ve hastaya çok sayıda kan nakli yapılması gerekmekteydi. Günümüzde ise bu tümör teşhisi alan hastalarda protokol son derece nettir ve ameliyattan kısa bir süre önce uygulanan damar tıkama işlemi standart bir kural haline gelmiştir. Bu sayede tümörün besleyici damarları tamamen kapatılır ve asıl ameliyat sırasında kanama neredeyse hiç yaşanmaz. Kanama olmadığı için cerrahlar endoskopik yöntemlerle tümörün tüm sınırlarını net bir şekilde görebilir ve yüzde hiçbir kesi yapmadan, burun deliklerinden girerek tümörü güvenle çıkarabilirler.

Kulakta Çınlama Yapan Boyun Tümörlerinde Embolizasyon Tedavisi Nasıl Bir Çözüm Sunar?

Boyun bölgesinde yer alan ana damarların veya kritik sinirlerin üzerinde gelişen ve çok yoğun bir damar ağına sahip olan bazı özel tümörler bulunmaktadır. Bu kitleler genellikle hastaların “kulağımda sürekli kalp atışımı duyuyorum” şeklindeki şikayetleriyle belirti vermektedir. Söz konusu kitleler boyun bölgesinde yer aldıkları için ses tellerini, yutkunma fonksiyonunu ve dilin hareket kabiliyetini kontrol eden çok hayati sinirlere sıkıca yapışık bir şekilde büyürler.

Bu karmaşık vakalarda uygulanan damar tıkama işleminin amacı sadece asıl ameliyattaki kanamayı minimuma indirmek değildir. Asıl önemli olan tümörün çevresindeki dokulara yaptığı baskıyı azaltmak ve kitleyi küçültmektir. Beslenmesi kesilen kitle yavaşça büzülür ve hacim kaybeder. Meydana gelen bu büzülme, tümörün üzerine yapıştığı o hassas ve korunması gereken sinirlerden çok daha kolay ve zarar vermeden ayrılmasını sağlamaktadır. Bazı çok özel durumlarda, tümöre damar içinden ulaşmak teknik olarak zor olursa, dışarıdan ince bir iğne ile doğrudan tümörün içine girilerek de bu tıkayıcı maddeler güvenle enjekte edilebilmektedir. Bu yaklaşım cerrahi sonrasında hastada oluşabilecek ses kısıklığı veya yutma güçlüğü gibi kalıcı riskleri ciddi anlamda ortadan kaldırmaktadır.

Durdurulamayan Şiddetli Burun Kanamalarında Embolizasyon Tedavisi Ne Zaman Düşünülmelidir?

Burun kanamaları toplumda oldukça sık karşılaşılan bir durumdur ve vakaların çok büyük bir kısmı basit baskı yöntemleri, buz uygulamaları veya ufak koterizasyon işlemleriyle kolayca kontrol altına alınabilmektedir. Ancak bazen, burnun anatomik olarak çok arka ve derin kısımlarından kaynaklanan veya hastanın yüksek tansiyon, ileri yaş, kan sulandırıcı ilaç kullanımı gibi nedenlerle bir türlü durdurulamayan son derece inatçı kanamalarla karşılaşılmaktadır.

Geleneksel tıbbi yaklaşımda bu tarz zorlu hastalara burun içi tamponlar uygulanmaktadır. Ancak bu tamponlar hasta için oldukça rahatsız edici, nefes almayı zorlaştıran, ağrılı ve enfeksiyon riski taşıyan uygulamalar olabilmektedir. Tampon uygulamasına rağmen kanama inatla devam ediyorsa veya tampon çıkarıldığı anda şiddetli kanama yeniden başlıyorsa, artık daha kesin ve kalıcı bir çözüm arayışına girilmektedir.

Bu noktada değerlendirilen temel seçenekler şunlardır:

  • Yeniden ve daha büyük tampon uygulaması
  • Açık cerrahi ile damar bağlama işlemi
  • Anjiyografi ile damar tıkama işlemi
  • İlaç rejiminin tamamen değiştirilmesi

Genel anestezi alması yüksek risk taşıyan yaşlı veya kalp rahatsızlığı olan hastalarda, cerrahi damar bağlama ameliyatı yerine lokal anestezi altında yapılan damar tıkama işlemi çok daha güvenli ve hasta dostu bir alternatiftir. Kanayan damar milimetrik olarak tespit edilir ve hızla tıkanır. Hastalar uzun süreli hastane yatışlarından ve ağrılı tamponlardan kurtularak kısa sürede normal yaşantılarına dönebilmektedir.

Yüzdeki Damar Lekeleri ve Kitlelerin Estetiğinde Embolizasyon Tedavisi Nasıl Rol Oynar?

Yüz estetik cerrahisi perspektifinden bakıldığında, doğuştan gelen damar yumakları ve damar anomalileri tedavisi en zorlu ve en fazla sabır gerektiren gruptur. Çünkü bu kitleler yüzün doğal görünümünü bozar, asimetri yaratır, ciltte renk değişikliklerine neden olur ve sürekli bir kanama riski barındırır. Yüksek akımlı bir damar yumağını doğrudan neşter ile tamamen çıkarmaya kalkışmak, aşırı kanama riski taşıdığı gibi, kitle tam temizlenemezse daha agresif bir şekilde geri büyümesine de neden olabilmektedir.

Yüzdeki bu tarz damar yumaklarının durumunu belirlerken tıp dünyasında özel bir derecelendirme sistemi kullanılmaktadır. Bu sistem sayesinde hastalığın ne kadar ilerlediği ve hangi aşamada olduğu net bir şekilde anlaşılmaktadır. Eğer cerrahi bir müdahale planlanıyorsa, ameliyattan bir süre önce bu kitlelerin içindeki yüksek basınçlı kan akışı tıkayıcı maddelerle tamamen durdurulur. Yüksek akımlı kanın kesilmesi, kitlenin sertleşerek küçülmesini ve sınırlarının belirginleşmesini sağlamaktadır. Bu işlemden sonra yapılan estetik cerrahide, kitle çevre dokulardan çok daha net sınırlarla ayrılabilir. Bu durum yüz sinirlerini korumayı kolaylaştırır, sağlam cilt dokusunun kaybını önler ve sonuç olarak yüzde oluşacak ameliyat izi miktarını çok ciddi oranda azaltarak estetik bir bütünlük sağlar.

Operasyon Öncesinde Hastalar Embolizasyon Tedavisi İçin Nasıl Hazırlanmaktadır?

Embolizasyon işlemi, açık bir cerrahi olmasa da son derece ciddi ve dikkat gerektiren bir tıbbi prosedürdür, bu nedenle öncesinde titiz bir tıbbi hazırlık süreci uygulanmaktadır. İlk olarak hastanın kan tablosu detaylıca incelenir ve kanın pıhtılaşma değerlerinin tamamen normal sınırlar içinde olması sağlanır. Eğer hasta çeşitli kalp damar hastalıkları sebebiyle kan sulandırıcı ilaçlar kullanıyorsa, işlemden belirli bir süre önce bu ilaçlar kesilerek veya daha güvenli alternatiflere geçilerek kanama riski sıfırlanır.

İşlem öncesi istenen temel testler şunlardır:

  • Detaylı kan tahlilleri
  • Pıhtılaşma profili testleri
  • Böbrek fonksiyon testleri
  • İyot alerjisi değerlendirmesi

Böbrek fonksiyonları da bu aşamada çok büyük önem taşımaktadır. Çünkü işlem sırasında damarların görünürlüğünü artırmak için kullanılan özel tıbbi boyalar böbrekler aracılığıyla vücuttan atılmaktadır. Hastanın bol sıvı tüketmesi sağlanarak böbreklerin bu süreci rahatça atlatması desteklenmektedir.

Hastaneden Taburcu Olurken Embolizasyon Tedavisi Sonrası İyileşme Sürecinde Neler Beklenir?

İşlem başarıyla tamamlandıktan sonra hastalar gözlem amacıyla genellikle bir gece hastanede misafir edilmektedir. Bu sürecin en sık karşılaşılan yan etkisi, aslında işlemin hedefine ulaştığını ve başarılı olduğunu gösteren doğal bir vücut tepkisidir. Beslenmesi tamamen kesilen tümör veya hastalıklı damar ağı canlılığını yitirirken vücuda çeşitli kimyasal sinyaller göndermektedir. Bu sinyaller sonucunda hastada bazı beklenen durumlar ortaya çıkabilir.

Görülebilecek geçici durumlar şunlardır:

  • Hafif dereceli ateş
  • Mide bulantısı hissi
  • İşlem bölgesinde ağrı
  • Genel yorgunluk hali

Bu belirtiler genellikle işlemden sonraki ilk birkaç gün içinde, doktor tarafından reçete edilen basit ağrı kesiciler ve destekleyici tedavilerle tamamen ortadan kalkmaktadır. Kasıktaki veya bilekteki giriş yeri kontrol edilir, herhangi bir kanama yoksa hasta hızla ayağa kalkıp yürüyebilir. İşlem bir ameliyatın ön hazırlığı olarak yapıldıysa asıl ameliyat planına geçilir, tek başına yapıldıysa hasta ertesi gün güvenle evine taburcu edilmektedir.

Tıbbi Bir Müdahale Olan Embolizasyon Tedavisi İşleminin Olası Riskleri Nelerdir?

Gerçekleştirilen her tıbbi müdahalenin doğası gereği barındırdığı bazı riskler bulunmaktadır, ancak bu modern işlemde elde edilecek fayda, olası risklerden çok daha ağır basmaktadır. Karşılaşılabilecek en ciddi risk, kullanılan tıkayıcı maddenin kazara hedef dışındaki sağlıklı bir damara kaçması durumudur. Ancak günümüzde kullanılan yüksek çözünürlüklü görüntüleme sistemleri ve son derece ince yapılı kateter teknolojileri sayesinde bu tür riskler yüzde birin bile altına düşürülmüş durumdadır.

Bunun haricinde, özellikle yüz bölgesinde cilde çok yakın yerleşimli yüzeysel damar yumaklarının tedavisinde, cilde giden minik damarların etkilenmesi sonucu ciltte ufak çaplı kızarıklıklar veya yaralar oluşabilmektedir. Bu durumu önlemek amacıyla işlemi gerçekleştiren uzmanlar, damar haritasını milimetrik hesaplamalarla analiz ederek işlemi planlamaktadırlar. Deneyimli uzmanların ellerinde ve doğru bir planlamayla uygulandığında bu tedavi seçeneği, komplikasyon oranı son derece düşük, hasta konforu yüksek ve güvenilir bir yöntemdir.

Modern Tıp Dünyasında Embolizasyon Tedavisi Hastalara Neler Kazandırmaktadır?

Tıp dünyasında yaşanan devasa teknolojik sıçramalar sayesinde bu tedavi yöntemi, geçmişte müdahalesi imkansız veya çok tehlikeli olarak nitelendirilen birçok ameliyatı artık rutin ve güvenli bir hale dönüştüren çok sağlam bir köprü vazifesi görmektedir. Gelişmiş donanımlar ve artan tıbbi tecrübe sayesinde, eskiden masada kalma veya kalıcı hasar bırakma riski taşıyan devasa boyutlardaki karmaşık tümörler bile günümüzde büyük bir güvenlik çerçevesinde vücuttan uzaklaştırılabilmektedir. Hastalara ciddi kanama yaşanacağı veya yoğun kan nakli gerekeceği yönündeki korkutucu senaryolar yerine, çok daha konforlu iyileşme süreçleri sunulmaktadır.

Sağlanan temel avantajlar şunlardır:

  • Kanama riskinde azalma
  • Hastanede yatış süresinde kısalma
  • Estetik görünümün korunması
  • Cerrahi başarı oranında artış

Yüzdeki estetik görünümü bozan damar kaynaklı şekil bozuklukları, estetik bütünlükten ödün verilmeden başarıyla düzeltilebilmekte; durdurulamayan şiddetli burun kanamalarında ise hastalara hızlı, etkili ve ağrısız bir çözüm sağlanmaktadır. Sonuç olarak tıp teknolojisinin geldiği bu nokta, hastaların konforunu, genel güvenliğini ve en önemlisi tedavinin nihai başarısını en üst düzeye çıkararak hayat kalitesini korumaktadır.

Sürekli İdrar (Çiş) Var Hissi ve Nedenleri?

Sürekli idrar (çiş) var hissi; mesane kasının istemsiz şekilde kasılması, idrar yolu enfeksiyonları, prostat büyümesi gibi mekanik baskılar veya sinir sistemiyle mesane arasındaki iletişim kopuklukları nedeniyle ortaya çıkar. Tıp literatüründe "üriner urgency" olarak bilinen bu durum mesane henüz boş...

Kesik Kesik, Damla Damla İdrar Yapma

Kesik kesik ve damla damla idrar yapma, prostat büyümesi veya pelvik kas zayıflığı nedeniyle mesanenin idrarı tek seferde boşaltamaması durumudur. Bu şikayetler, Kulak Burun Boğaz (KBB) pratiğinde sıklıkla reçete edilen soğuk algınlığı ilaçlarının yan etkileriyle hızla şiddetlenebilen ve yüz...

İdrar Tazyiki Neden Azalır?

İdrar tazyiki, idrar torbasını çevreleyen mesane kasının kasılma gücünü kaybetmesi veya idrarın vücuttan atıldığı kanal (üretra) üzerinde prostat büyümesi ve yapısal darlıklar gibi fiziksel tıkanıklıkların meydana gelmesi sebebiyle azalır. Alt üriner sistem disfonksiyonu çerçevesinde değerlendirilen bu tablo vücudun hidrolik...

Prostat Hastalıkları

Prostat hastalıkları; erkek üreme ve boşaltım sisteminin kesişim noktasında yer alan prostat bezinde meydana gelen iyi huylu büyüme, doku iltihaplanması (prostatit) ve hücresel mutasyonlara bağlı kanser oluşumu gibi tıbbi durumların genel adıdır. Yaşlanma süreciyle birlikte hücresel yapısı değişen bu...

Yazarın Diğer İçerikleri

Sürekli İdrar (Çiş) Var Hissi ve Nedenleri?

Sürekli idrar (çiş) var hissi; mesane kasının istemsiz şekilde kasılması, idrar yolu enfeksiyonları, prostat büyümesi gibi mekanik baskılar veya sinir sistemiyle mesane arasındaki iletişim kopuklukları nedeniyle ortaya çıkar. Tıp literatüründe "üriner urgency" olarak bilinen bu durum mesane henüz boş...

Kesik Kesik, Damla Damla İdrar Yapma

Kesik kesik ve damla damla idrar yapma, prostat büyümesi veya pelvik kas zayıflığı nedeniyle mesanenin idrarı tek seferde boşaltamaması durumudur. Bu şikayetler, Kulak Burun Boğaz (KBB) pratiğinde sıklıkla reçete edilen soğuk algınlığı ilaçlarının yan etkileriyle hızla şiddetlenebilen ve yüz...

İdrar Tazyiki Neden Azalır?

İdrar tazyiki, idrar torbasını çevreleyen mesane kasının kasılma gücünü kaybetmesi veya idrarın vücuttan atıldığı kanal (üretra) üzerinde prostat büyümesi ve yapısal darlıklar gibi fiziksel tıkanıklıkların meydana gelmesi sebebiyle azalır. Alt üriner sistem disfonksiyonu çerçevesinde değerlendirilen bu tablo vücudun hidrolik...