Böbrek kanseri, vücudun kanı süzme ve atıklardan arındırma merkezi olan böbreklerdeki hücrelerin genetik yapılarının bozularak kontrolsüzce çoğalması ve kötü huylu kitleler (tümör) oluşturması hastalığıdır. Tıbbi adıyla renal hücreli karsinom, organın idrar üreten mikroskobik kanalcıklarını döşeyen hücrelerde hücresel döngünün kontrolden çıkmasıyla başlar. Normal şartlarda görevini tamamlayan hücrelerin ölerek yenilenmesi gerekirken, hasarlı hücrelerin durmaksızın bölünmeye devam etmesi organ dokusu içinde yapısal bir yığılmaya yol açar. Vücudun sıvı, mineral ve tansiyon dengesini düzenleyen bu hayati organlardaki kitleler, zamanla büyüyerek böbreğin temel filtreleme işlevini bozan ve doku sınırlarını aşma potansiyeli taşıyan hücresel bir anormalliktir.
Böbrek kanseri nedir ve vücutta nasıl bir süreçle başlar?
Vücudumuzdaki her organ milyarlarca hücreden oluşur ve bu hücrelerin belirli ve kusursuz işleyen bir yaşam döngüsü vardır. Sağlıklı hücreler büyür, görevlerini yapar, bölünür ve zamanı geldiğinde ölerek yerlerini yeni genç hücrelere bırakırlar. Böbrek kanseri dediğimiz tablo işte bu dengeli sistemin hücresel düzeyde kırılmasıyla ortaya çıkar. Böbreklerimiz, her gün bedenimizdeki yüzlerce litre kanı filtreleyerek içindeki atık maddeleri idrar yoluyla vücuttan uzaklaştıran muazzam bir arıtma tesisidir. Bu arıtma işlemini yapan mikroskobik süzgeçlere tıp dilinde nefron adı verilir. Çoğu zaman bu süzgeçleri döşeyen hücrelerin DNA yapısında, yani genetik kodlarında bazı hasarlar meydana gelir. Bu hasarlar hücrenin ne zaman duracağını ve öleceğini unutmasına, dolayısıyla durmaksızın ve kuralsızca bölünmesine yol açar. Kontrolsüzce çoğalan bu hatalı hücreler bir araya gelerek tümör adını verdiğimiz kitleleri oluştururlar. Başlangıçta sadece böbreğin kendi dokusu içinde milimetrik boyutlarda olan bu kitleler, aylar veya yıllar içinde yavaş yavaş büyüyerek böbreğin kapsülünü aşabilir, etraftaki yağ dokusuna sızabilir veya böbreğin ana damarlarına ulaşma potansiyeli gösterebilir. Günümüzde tıp biliminin ulaştığı nokta sayesinde, bu süreci çok erken aşamalarda tespit edip tamamen durdurmak mümkündür. Önemli olan vücudun verdiği sinyalleri doğru okumak ve modern tıbbın sunduğu imkanları zamanında kullanmaktır.
Dünya genelinde ve ülkemizde böbrek kanseri görülme sıklığı ne durumdadır?
Toplumda kanser denildiğinde akla ilk gelen türlerden biri olmasa da böbrek kanseri yetişkinlerde görülen tüm kötü huylu tümörlerin azımsanmayacak bir kısmını oluşturur. Özellikle son yirmi yılda, ultrasonografi ve bilgisayarlı tomografi gibi görüntüleme yöntemlerinin check-up programlarında veya acil servislerde çok daha sık kullanılmasıyla birlikte tespit edilen vaka sayısında belirgin bir artış yaşanmıştır. Günümüzde insanların safra kesesi taşı şüphesiyle veya basit bir hazımsızlık şikayetiyle hastaneye başvurduklarında çekilen filmlerinde tamamen tesadüfen böbreklerinde ufak bir kitle saptanması artık çok sık karşılaştığımız bir durumdur. İstatistiklere bakıldığında, hastalığın her yaşta ortaya çıkabilme potansiyeli olmakla birlikte genellikle orta ve ileri yaş grubunu hedef aldığı net bir şekilde görülür. En yoğun teşhis konulan yaş aralığı elli ile yetmiş yaş arasıdır. Cinsiyet açısından değerlendirildiğinde ise erkeklerin kadınlara kıyasla iki ila üç kat daha fazla risk altında olduğu bilinmektedir. Bunun nedenleri arasında erkeklerdeki tütün kullanım oranlarının tarihsel olarak her zaman daha yüksek olması ve sanayi kollarındaki yoğun kimyasal maruziyetlerin genellikle erkek popülasyonunu daha çok etkilemesi gösterilebilir. Ülkemizdeki veriler de küresel eğilimlerle büyük bir paralellik göstermekte olup, yaşlanan nüfusla ve tanı cihazlarının yaygınlaşmasıyla birlikte yıllık yeni tanı sayılarında düzenli bir yükseliş izlenmektedir.
Böbrek kanseri gelişimini tetikleyen temel çevresel risk faktörleri nelerdir?
Hastalığın kesin olarak neden başladığını her bir hasta için tek bir sebebe bağlamak imkansız olsa da yıllar süren bilimsel araştırmalar bazı çevresel ve bedensel faktörlerin böbrek hücrelerindeki hasarı doğrudan artırdığını kesin olarak kanıtlamıştır. Bu faktörlerin birçoğu aslında kendi seçimlerimizle değiştirebileceğimiz gündelik yaşam tarzı alışkanlıklarıdır.
Böbrek hücrelerinin yapısını bozan ve kanser riskini artıran başlıca etkenler şunlardır:
- Tütün kullanımı
- Obezite
- Yüksek tansiyon
- Hareketsiz yaşam
- Kimyasal maruziyet
Bu maddelerin vücuttaki etkilerini biraz daha detaylandırmak gerekirse, sigara ve diğer tütün ürünlerinin kullanımı tartışmasız en büyük ve en yıkıcı tehlikedir. İçilen her sigaradaki binlerce zehirli kimyasal saniyeler içinde kana karışır. Kanı temizleme ve süpürme görevi doğrudan böbreklere düştüğü için, bu zehirli toksinler yüksek yoğunlukta böbrek hücrelerinin içinden geçer. Yıllar boyunca bu zehirli maddelere maruz kalan hücrelerin genetik şifresi sonunda pes eder ve kanserleşme süreci başlar. Ne kadar uzun süre ve ne kadar çok sigara içilirse risk o oranda artar. Aşırı kilo problemi, yani obezite ise özellikle hormon dengelerini bozarak hücresel bazda devreye girer. Vücuttaki fazla yağ dokusu sadece pasif ve masum bir depo alanı değildir; sürekli olarak kana çeşitli büyüme faktörleri ve iltihap tetikleyici kimyasallar salgılar. Bu durum tüm vücutta sessiz ve kronik bir iltihap hali yaratarak hücrelerin anormal çoğalmasını teşvik eder. Benzer şekilde kontrol altına alınmamış yüksek tansiyon, böbreğin içindeki o muazzam ve hassas damar yumağında yıllar boyu süren mekanik bir stres, yıpranma ve basınç travması yaratır. Dokulardaki bu sürekli hasar onarım döngüsü, bir noktada genetik hataların birikmesine zemin hazırlayabilir. Kadmiyum, asbest ve bazı petrol ürünleri gibi ağır sanayi kimyasallarıyla uzun yıllar süren temas da hücresel mutasyonları tetikleyerek risk profiline ciddi katkıda bulunur.
Ailesel geçiş ve genetik miras böbrek kanseri için belirleyici midir?
Birçok insan hayatında ilk defa kanser tanısı aldığında büyük bir haklılıkla hemen aile geçmişini sorgulamaya başlar. Pratikte karşılaştığımız vakaların çok büyük bir bölümü tamamen çevresel faktörlere bağlı olarak ve ailede hiçbir kanser öyküsü bulunmadan gelişir. Ancak tüm hastaların yaklaşık onda birinde durum daha farklıdır; burada nesilden nesile aktarılan genetik bir miras söz konusudur. Eğer birinci derece akrabalarınızda, yani anne, baba veya kardeşlerinizde böbrek kanseri öyküsü varsa, bu hastalığa yakalanma ihtimaliniz toplumun geri kalanına göre belirgin şekilde daha yüksektir. Genetik kaynaklı böbrek kanserleri genellikle çok spesifik ve iyi bilinen bazı ailesel sendromların bir parçası olarak karşımıza çıkar. Kalıtsal formların en çarpıcı özelliği, hastalığın ellili veya altmışlı yaşları beklemeden çok daha genç yaşlarda, hatta bazen yirmili veya otuzlu yaşlarda aniden ortaya çıkabilmesidir. Ayrıca çevresel faktörlerle oluşan standart kanserler genellikle tek bir böbrekte ve tek bir kitle halinde büyürken, genetik geçişli vakalarda her iki böbrekte birden tümör olması veya aynı böbreğin içinde irili ufaklı çok sayıda kitlenin eş zamanlı filizlenmesi son derece tipiktir. Bu nedenle erken yaşta tanı alan veya iki böbreğinde de kitle saptanan hastalarda mutlaka detaylı genetik danışmanlık alınması ailenin diğer üyelerini korumak adına kritik bir adımdır.
Mikroskobik hücresel yapılarına göre böbrek kanseri türleri nelerdir?
Böbrekte radyolojik olarak tespit edilen her kitle yapısal olarak birbirinin aynısı değildir. Filmde gördüğümüz gölgenin aslında hangi karakterde bir hücre grubundan oluştuğunu anlamak, hastaya uygulanacak tedavinin yol haritasını çizen en temel bilgidir. Cerrahi işlem sonrasında çıkarılan parça laboratuvar ortamında özel tıbbi boyalarla boyanıp mikroskop altında çok ince kesitler halinde incelendiğinde tümörün gerçek kimliği tüm çıplaklığıyla ortaya çıkar.
Patolojik incelemelerde en sık karşılaşılan kitle tipleri şunlardır:
- Berrak hücreli karsinom
- Papiller karsinom
- Kromofob karsinom
- Anjiyomyolipom
Bu türlerin özelliklerine baktığımızda, berrak hücreli karsinom açık ara en sık görülen tiptir. Mikroskop altında hücrelerin içi boş, şeffaf ve su dolu gibi göründüğü için bu ismi almıştır. Papiller karsinom ise kendi içinde farklı alt grupları olan ve mikroskop altında parmak veya yaprak benzeri uzantılar yapan farklı bir türdür. Kromofob tip, diğerlerine oranla çok daha nadir görülmekle birlikte genellikle huyları daha ılımlı olan ve çevre dokulara yayılma konusunda çok daha tembel davranan bir gruptur. Bazen tümörlerin içinde çok hızlı bölünen ve şeklini tamamen kaybetmiş vahşi hücrelerin ortaya çıktığı farklılaşmalar da görülür ki bu hastalığın hızlanabileceğine dair bizim için çok önemli bir uyarı işaretidir. Öte yandan listede en sonda yer alan anjiyomyolipom, tıp dünyasında kesinlikle bir kanser türü olarak kabul edilmez. Kan damarı, düz kas ve yağ dokusunun bir araya gelmesiyle oluşan tamamen iyi huylu, masum bir kitledir. Böbrekte kitle saptanan hastalarımız çoğu zaman büyük ve haklı bir panikle kliniğimize gelirler, ancak her kitlenin kanser olmadığını, sadece iyi huylu bir yağ ve damar yumağı bile olabileceğini bilmek sürecin başında derin bir nefes almak için önemlidir.
Hastalığın erken veya ileri evrelerinde böbrek kanseri hangi belirtileri verir?
Böbrekler karın boşluğunun çok derinlerinde, bağırsakların arkasında ve sırt kaslarının hemen önünde oldukça korunaklı geniş bir bölgede yer alırlar. Bu derin anatomik yerleşimleri nedeniyle, böbrekte sessizce büyümeye başlayan bir kitle çok uzun bir süre hiçbir organa fiziksel baskı yaratmaz ve dolayısıyla dışarıdan hissedilen bir ağrı veya rahatsızlık hissi oluşturmaz.
Hastalık ilerledikçe veya kitle büyüdükçe ortaya çıkabilecek belirtiler şunlardır:
- İdrarda kanama
- Sürekli yan ağrısı
- Karında kitle hissi
- İstemsiz kilo kaybı
- İnatçı ateş
- Gece terlemeleri
Bu belirtiler arasında açık ara en sık karşılaştığımız durum idrarda kan görülmesidir. Bu kanama bazen hastanın tuvalette kendi gözüyle net bir şekilde fark edebileceği kadar çay renginde, pembe veya pıhtılı olabilir. Bazen ise idrarın rengi tamamen normal ve berrak görünmesine rağmen, sadece sağlık ocağında yapılan basit laboratuvar tahlillerinde mikroskop altında kan hücrelerinin saptanmasıyla kendini ele verir. Böğür veya sırt bölgesinde, pozisyon değiştirmekle veya kas gevşetici almakla bir türlü geçmeyen, sürekli bir ağırlık ve sızı şeklinde hissedilen ağrılar da kitle iyice büyüyüp böbreğin etrafını saran kapsülü gerdiğinde ortaya çıkar. Kanser hücreleri vücutta bulundukları süre boyunca sürekli bir faaliyet içindedirler; kana bazı kimyasal maddeler ve hormon benzeri proteinler salgılarlar. Bu maddeler dolaşıma karıştığında böbrekle hiç ilgisi yokmuş gibi duran ama hastayı yoran genel sistemik sorunlara yol açarlar. Hiçbir diyet programı yapmadığı halde birkaç ay içinde gözle görülür şekilde kilo kaybeden, vücudunda hiçbir enfeksiyon saptanmadığı halde haftalarca düşmeyen sebebi belirsiz ateşi olan veya aniden kontrol edilemeyen çok şiddetli yüksek tansiyon atakları yaşayan hastalarda, altta yatan ana nedenin böbrek kaynaklı gizli bir tümör olabileceği mutlaka akılda tutulmalıdır.
Günümüz teknolojisinde böbrek kanseri teşhisi nasıl kesinleştirilir?
Bir hasta bize böğür ağrısı veya idrarda kanama şikayetiyle başvurduğunda ya da bambaşka bir nedenle çekilen ultrasonunda şüpheli bir karartı görüldüğünde, durumu netleştirmek ve şüpheleri ortadan kaldırmak için elimizde kullandığımız çok güçlü teknolojik görüntüleme araçlarımız vardır.
Tanı sürecinde sıklıkla kullandığımız temel görüntüleme cihazları şunlardır:
- Ultrasonografi
- Bilgisayarlı tomografi
- Manyetik rezonans görüntüleme
- PET taraması
İlk adımda genellikle hastalarımız için en zahmetsiz olan ultrason kullanılır. Ultrason, radyasyon içermeyen, tamamen güvenli ses dalgalarıyla çalışan ve böbrekteki kitlelerin temel yapısı hakkında bize saniyeler içinde harika bir ön bilgi veren cihazdır. Ultrasonla ekrana baktığımızda böbrekteki o kitlenin içi sıvı dolu basit, hiçbir tehlikesi olmayan masum bir su kisti mi, yoksa hücresel dokulardan oluşan katı bir et parçası mı olduğunu anında ayırt ederiz. Eğer kitle katı ve şüpheliyse, o zaman bizim için yol gösterici asıl harita olan ve tıp dünyasında altın standart kabul edilen ilaçlı bilgisayarlı tomografiye geçeriz. Hastanın kolundaki bir damardan özel bir boyalı ilaç verilerek çekilen bu tomografiler, böbreğin incecik dilimler halinde üç boyutlu haritasını kusursuz bir şekilde çıkarır. Bu harita sayesinde kitlenin milimetrik boyutunu, böbreğin merkezindeki ana kan damarlarına ne kadar yakın yerleştiğini, böbrek çevresindeki lenf bezlerinin temiz olup olmadığını büyük bir netlikle görürüz. Böbrek kanseri teşhisinde çoğu zaman hastaların korktuğu o iğneyle biyopsi yapma işlemi şart değildir. Gelişmiş tomografi ve emar cihazları tümörün damarlanma yapısını ve karakterini o kadar net gösterir ki iğneyle parça almaya gerek kalmadan, tümörün huyunu anlayıp doğrudan tedavi ve cerrahi aşamasına büyük bir güvenle geçebiliriz.
Erken evre tedavilerde böbrek kanseri için böbrek koruyucu cerrahi nasıl uygulanır?
Eğer tümör böbreğin dışına, kemiklere veya akciğerlere yayılmamışsa, en kalıcı, en güvenilir ve tam iyileşme sağlayan tek çözüm kanserli dokunun vücuttan mekanik olarak uzaklaştırılmasıdır. Geçmiş yıllarda, eski cerrahi ekollerde böbrekte ne kadar küçük olursa olsun bir tümör saptandığında, işi şansa bırakmamak adına tüm böbreği boydan boya almak en standart yaklaşımdı. Ancak günümüzde modern cerrahi felsefesi tamamen değişmiştir. Artık öncelikli amacımız sadece kanseri temizlemek değil aynı zamanda hastanın ileriki onlu yirmili yıllarındaki yaşam kalitesini ve genel vücut sağlığını da korumaktır. İşte böbrek koruyucu cerrahi dediğimiz parsiyel nefrektomi bu korumacı anlayışın en güzel eseridir.
Bu modern ameliyatta ana hedefimiz, böbreğin tamamını feda etmek yerine, o sağlam böbrek dokusunu yerinde bırakarak sadece ve sadece tümörlü bölgeyi etrafında çok ince bir sağlıklı doku kalkanıyla birlikte çekip almaktır. Tıpkı taze bir elmanın içindeki çürük kısmı dikkatlice oyup çıkarmak gibidir. Geriye kalan sağlam böbrek dokusu, ameliyat sırasında özel dikiş teknikleriyle hızla onarılır ve organ bedende süzme işlevine başarıyla devam eder. İnsanların doğuştan tek böbrekle de gayet rahatça yaşayabildikleri fizyolojik bir gerçek olsa da yetişkinlikte böbreklerden biri tamamen alındığında vücudun tüm kanını süzme yükü ömrün geri kalanı boyunca tek bir böbreğin omuzlarına biner. Yıllar geçtikçe, haftanın yedi günü yirmi dört saat devam eden bu aşırı süzme mesaisi, o tek böbreğin yapısal olarak yorulmasına, idrardan protein kaçağı başlamasına ve sonuçta kronik böbrek yetmezliğine zemin hazırlayabilir. Böbrek koruyucu cerrahi sayesinde organın kapasitesi korunduğu için hastalarımızın uzun vadede bu tarz risklerle karşılaşma ihtimali çok düşüktür.
İleri düzey vakalarda böbrek kanseri için organın tamamen alınması neden gerekir?
Ne yazık ki her hastada tümörü sıyırıp alarak ana organı kurtarmak anatomik ve cerrahi güvenlik açısından mümkün olmayabilir. Tıp dilinde radikal nefrektomi dediğimiz, böbreğin etrafındaki onu koruyan kalın sarı yağ kılıfıyla ve gerektiğinde hemen üstünde yer alan böbrek üstü beziyle birlikte bir bütün halinde tamamen vücuttan çıkarılması işlemine de başvurduğumuz zorunlu ve hayat kurtaran durumlar vardır.
Tümörün boyutu aylar içinde kontrolsüzce büyüyüp yedi, sekiz veya on santimetrelere ulaştıysa, böbreğin kendi sağlam dokusunu tamamen ezmiş ve geride işe yarar bir filtreleme alanı bırakmamış demektir. Ayrıca bazı talihsiz durumlarda tümör boyut olarak çok büyük olmasa bile, tam böbreğin kalbine, yani ana atardamar ve toplardamarların böbreğe giriş yaptığı o daracık kapıya yerleşmiş olabilir. Buradan bir tümörü ince ince sıyırıp temizlemeye çalışmak ana hayati damarları parçalamak anlamına gelebileceği için, hastanın hayatını riske atmamak adına tüm böbreği feda etmek en güvenilir tıbbi şart olur. Bazı agresif böbrek tümörlerinin çok ilginç ve tehlikeli bir biyolojik davranışı daha vardır; tümör dışarıya doğru büyümek yerine doğrudan böbreğin ana toplardamarının içine doğru girer ve bir parmak, bir halat gibi damarın içinden süzülerek ilerler. Bu son derece karmaşık tablolarda, deneyimli bir cerrahi ekiple önce o damar içindeki uzantının güvenle çekilip alınması, ardından da ana böbreğin tamamen boşaltılması hastanın hayata tutunmasını sağlayan tek ve en güçlü seçenektir.
Modern böbrek kanseri cerrahisinde açık, kapalı ve robotik teknolojilerin farkı nedir?
Ameliyatın böbreği koruyarak mı yoksa tamamı alınarak mı yapılacağına karar verdikten sonra hastalarımızla konuştuğumuz bir diğer önemli konu, bu hayati işlemin vücuda nasıl girilerek yapılacağıdır. Biyomedikal teknolojinin baş döndürücü gelişimi hastalarımızın ameliyat sonrası iyileşme sürecini inanılmaz derecede hızlandırmış ve kolaylaştırmıştır.
Güncel pratiğimizde hastanın durumuna göre kullandığımız temel cerrahi yöntemler şunlardır:
- Açık cerrahi yaklaşım
- Laparoskopik yöntem
- Robotik cerrahi sistem
Geçmişin tek ve vazgeçilmez seçeneği olan açık cerrahi, karın bölgesinden veya kaburgaların hemen altından yapılan oldukça geniş bir kesi ile uygulanır. Günümüzde açık cerrahiyi genellikle sadece çok devasa boyutlara ulaşmış tümörlerde veya ana toplardamarlara kadar sızmış çok kompleks durumlarda mecburen tercih ediyoruz. Gündelik pratiğimizde ise en sık başvurduğumuz yöntemler minimal invaziv dediğimiz, vücudu en az yoran kapalı ameliyatlardır. Laparoskopik cerrahide hastanın karnına geniş ve acılı kesiler yapmak yerine, sadece birer santimetrelik üç veya dört adet küçük delik açılır. Bu minik deliklerden içeri karın içini aydınlatan yüksek çözünürlüklü ince kameralar ve ince uzun çubuklar şeklindeki narin cerrahi aletler yerleştirilir. Karın duvarı kasları devasa şekilde kesilmediği için ameliyat sonrası hastanın hissettiği ağrı son derece azdır ve günlük yaşantısına dönmesi çok kısadır. Robotik cerrahi ise tıp dünyasının ulaştığı en üst düzey teknolojik noktadır. Laparoskopik yöntemin bilgisayar destekli, çok daha gelişmiş ve akıllı bir versiyonudur. Cerrah hastanın başındayken ayakta durmak yerine, odanın köşesindeki özel bir konsolda oturur ve robotun hassas kollarını parmaklarıyla yönetir. Robotun kolları insan elinin asla bükülemeyeceği açılarda dönebilir ve en ufak bir titreme yapmaz. Özellikle böbreği koruyarak sadece tümörü çıkaracağımız o çok ince işçilik gerektiren ameliyatlarda, milimetrik dokunuşlarla böbreği içeriden dikip kanamayı saniyeler içinde durdurmak gerektiğinde robotik sistem hastaya olağanüstü bir doku koruması sağlar.
Küçük çaplı kitlelerde böbrek kanseri için ameliyatsız yaklaşımlar nelerdir?
Gelişmiş tomografilerin hayatımıza girmesiyle birlikte artık tamamen tesadüfen bir veya iki santimetrelik çok minik böbrek kitlelerini çok sık saptayabiliyoruz. Bu boyuttaki ufak kitleler genellikle son derece yavaş büyürler. Eğer hastamız çok ileri yaşlardaysa, şiddetli kalp yetmezliği varsa veya anestezi alması çok büyük bir risk taşıyorsa, bu kitlelere hemen neşter vurmak yerine onları sadece düzenli filmler çekerek çok güvenli bir şekilde aktif izlemeye alabiliriz. Eğer kitlede zamanla tehlikeli bir büyüme gözlemlersek, o zaman yine hastayı büyük bir ameliyata sokmadan uygulayabildiğimiz çok değerli modern iğne tedavileri vardır. Cilt üzerinden incecik bir iğneyle görüntüleme eşliğinde tam kitlenin merkezine girilir. Bu iğnenin ucundan eksi yüz derecelere varan dondurucu bir gaz verilerek tümör hücresi buz topuna çevrilip öldürülebilir veya tam tersi yüksek frekanslı radyo dalgalarıyla kitlenin içi çok yüksek ısılara çıkarılarak tümör tahrip edilebilir. Bu ameliyatsız yöntemler cerrahi şansı olmayan hastalar için adeta hayat kurtaran harika teknolojik alternatiflerdir.
İleri evreye ulaşmış böbrek kanseri vücuda yayıldığında hangi sistemik tedaviler kullanılır?
Böbrek kanserinin onkolojik tedavisindeki en zorlu yönlerden biri, tıp dünyasında on yıllardır güvenle kullanılan damardan verilen klasik saç döken kemoterapi ilaçlarına karşı maalesef doğuştan dirençli ve zırhlı bir yapıya sahip olmasıdır. Ancak hastalık akciğer, kemik veya karaciğer gibi uzak organlara sıçramış ve yayılmış olsa bile tıp bilimi çaresiz değildir.
Metastatik evrede hastalarımıza sunduğumuz yenilikçi sistemik tedavi araçları şunlardır:
- Hedefe yönelik akıllı ilaçlar
- İmmünoterapi ajanları
- Çoklu yolak engelleyici haplar
Kanser hücreleri çılgınca büyüyebilmek ve diğer organlara tutunabilmek için sürekli bir enerjiye ve besine ihtiyaç duyarlar. Bu besini kana ulaşarak alabilmek için de vücudu kimyasal olarak kandırıp kendilerine doğru yeni taze kan damarları çekerler. İşte hedefe yönelik akıllı ilaçlar bu beslenme mekanizmasını çökertir. Hap şeklinde evde kolayca alınan bu ilaçlar, tümörün yeni damar oluşturmasını sağlayan o kimyasal sinyalleri bıçak gibi keser. Damarlanması duran kitle besinsiz kaldığı için yavaş yavaş küçülmeye, kurumaya ve aktivitesini yitirmeye başlar. İmmünoterapi ise çok daha akıllı ve muazzam bir mantıkla çalışır. Normalde bağışıklık sistemimiz vücuda giren veya anormalleşen her hücreyi yok etmekle programlıdır, ancak kanser hücreleri üzerlerine adeta kimyasal bir görünmezlik pelerini giyerek savunma hücrelerimizden ustaca saklanırlar. Yeni nesil immünoterapi ilaçları, tümörün hücresel yüzeyindeki bu görünmezlik pelerinini yırtar atar. Böylece hastanın kendi içindeki o doğal savaşçı bağışıklık hücreleri kanseri anında fark eder ve kitlelere karşı içeriden çok güçlü bir savaş başlatır.
Başarılı bir tedavinin ardından böbrek kanseri takip süreci nasıl olmalıdır?
Ameliyatla böbrekteki kitleyi vücuttan başarıyla tamamen uzaklaştırdıktan sonra hastane süreci bitmiş gibi görünse de aslında uzun yıllar sürecek yeni ve daha bilinçli bir sağlık aşamasına geçilmiş olur. Hastalarımızın hastaneden taburcu olduktan sonraki ev hayatlarında benimsedikleri yeni alışkanlıklar, tedavinin kalıcı olmasında çok büyük bir destekleyici güce sahiptir.
Tedavi sonrası hastalarımızın mutlaka benimsemesi gereken temel yaşam kuralları şunlardır:
- Bol ve düzenli su tüketimi
- Tuzu kısıtlı beslenme
- Hafif tempolu egzersiz
- Kan basıncı takibi
Kanı süzme işini artık vücutta onarılarak bırakılmış tek bir böbrek yürüteceği için, gün boyunca bol su içmek böbreklerin yıkama yükünü inanılmaz derecede hafifletir ve organı rahatlatır. Yemeklerin tadına bile bakmadan atılan o fazla tuzu sofradan büyük ölçüde kaldırmak, hipertansiyon gelişmesini engelleyerek böbreğin içindeki o narin damarları yüksek basıncın yıkıcı etkisinden ömür boyu korur. Tıbbi takipler de tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır. İlk birkaç yıl boyunca doktorunuzun belirleyeceği belli aralıklarla ultrason veya tomografi çekimleri yapılarak vücudun diğer bölgeleri ve böbreğin ameliyat bölgesi büyük bir titizlikle kontrol edilir.

