Prostat, erkeklerde idrar torbasının hemen altında yer alan, mesaneden çıkan idrar kanalını bir yüzük gibi saran ve üreme için gerekli sıvıların üretimini sağlayan hayati bir salgı bezidir. Prostat belirtileri ise bu bezin ilerleyen yaşla birlikte veya çeşitli enfeksiyonlar sonucunda hacimsel olarak büyüyerek içinden geçen idrar yolunu fiziksel olarak sıkıştırmasıyla ortaya çıkar. Geceleri sık sık idrara uyanma, aniden bastıran şiddetli tuvalet ihtiyacı, idrar tazyikinde zayıflama, kesik kesik işeme, idrara başlamakta zorlanma ve tuvaletten çıktıktan sonra bile mesaneyi tam boşaltamama hissi en temel prostat belirtileridir. Yaşam kalitesini doğrudan etkileyen bu şikayetler, erkek sağlığında dikkate alınması gereken en önemli fizyolojik uyarılardır.
Prostat Vücudumuzda Nerededir ve Nedir?
Prostat bezi, erkek anatomisinde son derece stratejik ve gizli bir konuma sahip olan şekil ve boyut olarak genellikle bir cevize veya kestaneye benzetilen bir organdır. Genç bir erkekte hacmi yaklaşık 15 ila 25 mililitre civarındadır. Vücuttaki yerleşimine bakıldığında, idrar torbasının (mesanenin) hemen altında, kalın bağırsağın son kısmının (rektumun) önünde ve penisin arka tarafında yer aldığı görülür.
Bu konumun en kritik ve sorun yaratmaya en müsait özelliği, idrar torbasından çıkarak idrarın vücut dışına atılmasını sağlayan kanalın (üretra), prostat bezinin tam ortasından geçmesidir. Aslına bakarsanız prostatı, içinden bir su borusu geçen kalın ve etli bir yüzük gibi düşünebilirsiniz. Bu anatomik yapı nedeniyle, prostat bezinde meydana gelen herhangi bir hacimsel büyüme, enfeksiyon veya kitle oluşumu, doğrudan içinden geçen idrar kanalına dışarıdan mekanik bir baskı yapar. Haliyle bu durum kişinin idrar yapma fonksiyonlarını anında ve doğrudan etkiler. Sağlıklı bir prostat sessizce çalışırken, hastalanmış bir prostat idrar akışını bir anda kabusa çevirebilir.
Prostat Bezinin Erkek Vücudundaki Görevleri Nelerdir?
Çoğu zaman sadece hastalandığında veya yaş ilerlediğinde akla gelse de prostat üreme sistemi için vazgeçilmez fizyolojik görevlere sahiptir. En temel işlevi, erkek üreme sıvısının (meni) yaklaşık üçte birini oluşturan, kendine has özel bir salgı üretmektir.
Kadın üreme sistemi, yapısı gereği doğal olarak asidik bir ortama sahiptir. Spermler bu asidik ortamda savunmasızdır ve uzun süre hayatta kalamazlar. İşte prostatın ürettiği bu sıvı, alkali (bazik) bir yapıya sahiptir. Spermleri vajinal asiditeden bir kalkan gibi koruyarak onların hayatta kalma süresini uzatır. Bu sıvının içinde spermlerin hareketliliğini artırarak yumurtayı dölleme kapasitelerini en üst düzeye çıkaran çeşitli maddeler bulunur. Üreme için hayati olan bu maddeler şunlardır:
- Kalsiyum
- Çinko
- Sitrik asit
- Çeşitli enzimler
- PSA proteini
Prostatın büyüme süreci ise oldukça ilginçtir. İlk büyük gelişimi ergenlik döneminde hormonların etkisiyle hızlanır. Ancak olay burada bitmez; 25 yaş civarında ikinci bir büyüme evresi başlar ve bu büyüme eğilimi, erkeğin yaşamı boyunca yavaş yavaş, sessizce devam eder. Zaten ileri yaşlarda ortaya çıkan sorunların temelinde de bu bitmek bilmeyen sekonder büyüme evresi yatar.
İyi Huylu Prostat Büyümesi Nedir ve Neden Olur?
Tıp dilinde Benign Prostat Hiperplazisi olarak adlandırılan iyi huylu prostat büyümesi, yaşlanan erkeklerde hücresel düzeyde başlayan ve prostatın iç bölgesindeki dokuların zamanla çoğalmasıdır. Bu durum kesinlikle bir kanser türü değildir, başka dokulara sıçramaz ve sonradan kansere de dönüşmez. Tamamen yaşlanmanın ve erkeklik hormonlarının yıllar içindeki birikimli etkisinin doğal bir sonucudur. Tıpkı yaş ilerledikçe saçların beyazlaması veya cildin kırışması gibi, prostatın da hücre sayısını artırarak büyümesi beklenen bir durumdur.
Rakamlara baktığımızda, iyi huylu prostat büyümesinin yaşlılık döneminde ne kadar yaygın olduğunu çok daha net görebiliriz. Bu durum 50 yaşın üzerindeki erkeklerde en sık karşılaşılan ürolojik sorundur. Hatta istatistikler, 65 yaşın üzerindeki erkeklerin önemli bir kısmında ve 80 yaşın üzerindeki erkeklerin ise neredeyse tamamına yakınında bu büyümenin mevcut olduğunu göstermektedir. Prostat yıllar içinde yavaş yavaş büyüdükçe, içinden geçen idrar kanalına tıpkı bir mengeneye benzeyen mekanik bir baskı uygular. Aynı zamanda mesane boynundaki kasların gerginliği de artar. Bu iki faktör birleştiğinde, idrarın vücuttan atılması ciddi bir fiziksel mücadeleye dönüşür.
İyi Huylu Prostat Büyümesinin Belirtileri Nelerdir?
Prostatın büyümesi sonucu ortaya çıkan şikayetler bütünü aniden kendini göstermez; aylar, hatta yıllar içinde yavaş yavaş dozu artarak kendini hissettirir. Hastalar genellikle ilk başlarda bu durumu yaşlılığın normal bir getirisi olarak kabul edip doktora gitmeyi ertelerler. Ancak zamanla şikayetler hayat kalitesini, özellikle de uyku düzenini bozacak seviyeye ulaşır.
Bu şikayetler temel olarak üç ana grupta toplanır. Birinci grup idrarı depolama sorunlarıdır; idrar torbası sürekli uyarıldığı için kişi aniden tuvalete gitme ihtiyacı hisseder. İkinci grup boşaltım sorunlarıdır; prostat yolu tıkadığı için idrarı dışarı atmak zorlaşır. Üçüncü grup ise işeme sonrası hissedilen sorunlardır; tuvaletten çıkılmasına rağmen içeride hala idrar varmış hissi devam eder. Hastaların günlük hayatta en sık karşılaştığı belirtiler aşağıdaki gibidir:
- Sık idrara çıkma
- Gece idrara kalkma
- Ani sıkışma hissi
- Zayıf idrar akımı
- Kesik kesik idrar yapma
- İdrara başlarken bekleme
- İdrar torbasını tam boşaltamama hissi
İdrar sonrası damlama
Doktorlar bu belirtilerin şiddetini ölçmek ve hastanın yaşamına olan etkisini objektif bir şekilde anlamak için uluslararası geçerliliği olan özel bir anket kullanırlar. Hastaya sorulan sorularla bir puanlama yapılır ve ortaya çıkan skora göre hastanın durumunun hafif, orta veya şiddetli olup olmadığına karar verilir.
Prostat Hastalıklarının Teşhisi Nasıl Konulur?
Prostat hastalıklarının doğru bir şekilde teşhis edilebilmesi, hastanın anlattığı şikayetlerin detaylıca dinlenmesiyle başlar ve ardından adım adım ilerleyen bilimsel testlerle netleştirilir. Bu süreçte amaç şikayetlerin sadece iyi huylu bir büyümeden mi, bir iltihaptan mı, yoksa daha ciddi bir durum olan prostat kanserinden mi kaynaklandığını ayırt etmektir.
Teşhisin en kritik adımı fiziki muayenedir. Birçok erkeğin çekindiği ancak teşhis için altın değerinde olan bu muayene sadece birkaç saniye sürer ve tamamen ağrısızdır. Doktor, prostatın boyutunu, kıvamını ve üzerinde sert bir yumru (nodül) olup olmadığını bu sayede anlar. İyi huylu prostat büyümesinde prostat elastik ve düzgün yüzeyli olarak hissedilirken, kanser durumunda sert ve düzensiz bir yapı dikkati çeker. Hastalığın teşhisinde ve derecesinin belirlenmesinde kullanılan objektif yöntemler şunlardır:
- Parmakla rektal muayene
- PSA kan testi
- İdrar tahlili
- Böbrek fonksiyon testleri
- Üroflowmetri
- Ultrasonografi
Bu testlerden üroflowmetri testi, hastanın bilgisayarlı özel bir tuvalete idrar yapmasıyla gerçekleştirilir. Cihaz, idrarın hızını ve miktarını hassas bir şekilde ölçer. Eğer idrar akım hızı belirli bir seviyenin altındaysa, prostatın idrar yolunu ciddi şekilde tıkadığı bilimsel olarak kanıtlanmış olur. Ayrıca ultrasonografi ile hastanın idrarını yaptıktan sonra mesanesinde ne kadar idrar kaldığına (rezidü) bakılır; içeride fazla idrar kalması, mesanenin artık yorulduğunu ve kasılma gücünü kaybetmeye başladığını gösterir.
Prostat Büyümesinde Hangi İlaçlar Tercih Edilir?
Şikayetleri henüz hafif veya orta düzeyde olan yapılan testlerde böbreklerinde ya da idrar torbasında ciddi bir tahribat saptanmayan hastalar için ilk tercih genellikle ameliyat değil medikal yani ilaç tedavileridir. Bu ilaçlar, sorunun kaynağına ve hastanın şikayetlerinin türüne göre farklı mekanizmalarla çalışırlar.
Birinci grup ilaçlar, prostatın kendisini fiziksel olarak küçültmezler. Onların temel görevi, prostatın içindeki ve idrar torbasının boynundaki düz kasları gevşetmektir. Tıpkı sıkılmış, gergin bir yumruğun yavaşça açılması gibi, idrar yolunun etrafındaki baskı azalır. Bu ilaçlar oldukça hızlı etki eder; hasta ilacı kullanmaya başladıktan birkaç gün veya hafta sonra idrar akımında belirgin bir rahatlama hisseder.
İkinci grup ilaçlar ise olayın daha çok biyolojik temeline iner. Erkeklik hormonu olan testosteronun, prostat bezini asıl büyüten daha güçlü formuna dönüşmesini engellerler. Bu ilaçlar düzenli ve sabırlı bir şekilde kullanıldığında, aylar içinde prostat hacmini hatırı sayılır bir oranda küçültebilirler. Prostatın fiziksel boyutu ufaldığı için, ilerleyen dönemlerde idrar yolunun tamamen tıkanması (akut idrar retansiyonu) ve acil sonda takılma riski belirgin şekilde düşer. Şikayetleri çok daha şiddetli olan hastalarda ise doktorlar her iki ilaç grubunu aynı anda kullanarak kombine bir tedavi yaklaşımı sergileyebilirler.
Lazerle Prostat Ameliyatı (HoLEP) Nedir?
İlaçların artık etki etmediği, hastanın sürekli idrar yolu enfeksiyonu geçirdiği, idrarından kan geldiği, idrar torbasında taş oluştuğu veya böbrek fonksiyonlarının bozulmaya başladığı durumlarda cerrahi müdahale tek ve kesin çözüm haline gelir. Günümüzde tıp teknolojisinin geldiği noktada özellikle büyük boyutlu prostatlarda “altın standart” olarak kabul edilen ve en sık başvurulan yöntem HoLEP yani Holmium Lazer Enükleasyon cerrahisidir.
Bu modern yöntemi gözümüzde canlandırmak için bir portakal analojisi kullanabiliriz. Eski yöntemlerde prostatın içi bir tünel kazar gibi oyulurdu ve geride mutlaka doku kalırdı. HoLEP yönteminde ise, holmium lazerin yüksek enerjisi kullanılarak büyümüş olan prostat dokusu, en dışındaki sağlam kapsülünden (portakalın kabuğundan) tek parça halinde sıyrılarak tamamen çıkarılır. Çıkarılan bu büyük doku, idrar torbasının içinde özel bir aletle küçük parçalara ayrılarak vakumlanıp dışarı alınır. Bu işlemin hastalara sağladığı büyük kolaylıklar şunlardır:
- Düşük nüks ihtimali
- Yüksek kanama kontrolü
- Hızlı iyileşme süreci
- Erken taburculuk
- Kesin patolojik analiz
Bu yöntemin en büyük avantajlarından biri lazerin dokuya sadece bir milimetreden daha az nüfuz etmesidir. Bu sayede damarlar anında mühürlenir, kanama neredeyse hiç olmaz. Bu durum kalp hastalığı olan ve kan sulandırıcı ilaç kullanmak zorunda olan yaşlı hastalar için bile ameliyatı son derece güvenli bir hale getirir. Doku tamamen çıkarıldığı için hastalığın yıllar sonra tekrarlama ihtimali sıfıra yakındır.
Ameliyatsız Prostat Tedavisi Olan Su Buharı Yöntemi Nedir?
Cerrahi teknikler ne kadar gelişirse gelişsin, bazı hastalar genel anestezi almak için uygun sağlık koşullarına sahip olmayabilir veya ameliyatın olası yan etkilerinden çekinebilirler. Özellikle cinsel fonksiyonlarının, spesifik olarak da boşalma (ejakülasyon) işlevinin bozulmasını istemeyen nispeten genç hastalar için geliştirilmiş en modern teknolojilerden biri de su buharı yöntemidir.
Bu teknoloji, tamamen doğal bir kaynak olan su buharının gücünü kullanır. Özel bir cihaz yardımıyla üretilen yüksek sıcaklıktaki steril su buharı, idrar yolundan girilerek büyümüş prostat dokusunun tam içine saniyelik atımlar halinde enjekte edilir. Buhar, prostat dokusunun içine yayıldığında hücrelerin ölmesine neden olur. Vücudun kendi bağışıklık ve temizlik sistemi, ölen bu hücreleri takip eden aylar içinde yavaş yavaş emerek yok eder ve prostat doğal bir süreçle küçülür.
İşlem son derece pratiktir; hastanede yatmaya gerek kalmadan, sadece bölgesel bir uyuşturma (lokal anestezi) ile dakikalar içinde tamamlanıp hasta aynı gün evine gönderilir. Kesme veya yakma işlemi olmadığı için, geleneksel ameliyatlarda sıklıkla görülen “meninin mesaneye kaçması” sorunu bu yöntemde neredeyse hiç yaşanmaz.
Genç Erkeklerde Görülen Prostat İltihabı Nedir?
Toplumdaki genel kanının aksine, prostat bezi sadece ileri yaştaki erkeklerin sorunu değildir. Genç ve orta yaş grubundaki (20’li ve 30’lu yaşlar) erkeklerin üroloji kliniklerine en sık başvuru nedeni prostatit, yani prostat bezinin iltihaplanmasıdır. Bu durum hayat kalitesini ciddi şekilde bozan, teşhisi ve tedavisi oldukça sabır gerektiren bir hastalıktır.
Prostatit tek tip bir hastalık değildir; hastanın şikayetlerine ve iltihabın kaynağına göre dört ana gruba ayrılır. Tıp dünyasında bu karmaşık iltihabi durum şu şekilde sınıflandırılır:
- Akut bakteriyel prostatit
- Kronik bakteriyel prostatit
- Kronik pelvik ağrı sendromu
- Asemptomatik inflamatuar prostatit
Akut olan tür, aniden başlayan yüksek ateş, şiddetli titreme ve idrar yaparken bıçak batması gibi hislerle acil müdahale gerektirir; sebebi genellikle bakterilerdir. Kronik bakteriyel türde ise sürekli tekrarlayan ve hastayı canından bezdiren idrar yolu enfeksiyonları vardır. En sık görülen ancak teşhisi en zor olan tür ise kronik pelvik ağrı sendromudur. Bu hastalarda testlerde hiçbir mikrop bulunmaz, ancak hasta alt karın ve apış arası bölgesinde aylarca süren sinsi ve yıpratıcı bir ağrı çeker. Bu durumun tedavisinde sadece antibiyotikler işe yaramaz; stresten uzak durmak, sıcak su oturma banyoları ve pelvik kasları gevşetici fizyoterapi yöntemleri devreye girmek zorundadır.
Prostat Kanseri Nedir ve Risk Faktörleri Nelerdir?
Prostat hücrelerinin genetik yapısında zamanla meydana gelen bozulmalar sonucunda, hücrelerin kontrolsüz ve anormal bir şekilde çoğalmasıyla prostat kanseri ortaya çıkar. Bu kanser türü oldukça sinsi bir karaktere sahiptir; genellikle hastalığın çok ileri evrelerine ulaşana kadar hastaya hiçbir rahatsızlık hissettirmez, idrar yapma zorluğu gibi bariz belirtiler vermez. Bu sessiz ilerleyiş, prostat kanserini erkek sağlığı için son derece tehlikeli bir boyuta taşır. Türkiye’deki verilere bakıldığında, prostat kanserinin erkeklerde en sık rastlanan kanser türleri arasında her zaman zirvelerde yer aldığı görülür.
Bu hastalığın etiyolojisinde, yani ortaya çıkış nedenlerinde pek çok farklı dinamik rol oynar. Hastalığın ortaya çıkmasında rol oynayan temel risk faktörleri şunlardır:
- İleri yaş faktörü
- Genetik miras
- Aşırı kilo
- Yağlı beslenme alışkanlıkları
Yaş, bu kanserin en belirgin tetikleyicisidir; 50 yaşından sonra risk her geçen yıl katlanarak artar. Ancak asıl tehlike çanları genetik yatkınlıkta çalar. Ailesinde, özellikle babasında, amcasında veya erkek kardeşinde prostat kanseri olan bir bireyin bu hastalığa yakalanma riski, olmayanlara göre çok daha yüksektir. Ayrıca batı tarzı, hayvansal yağlardan zengin beslenme alışkanlığı ve obezite, sadece kansere yakalanma riskini artırmakla kalmaz, aynı zamanda gelişen kanserin çok daha saldırgan (agresif) bir yapıda seyretmesine zemin hazırlar. Hastalık erken evrede, yani sadece prostatın içindeyken yakalandığında tam iyileşme şansı neredeyse yüzde yüze yakındır.
Prostat Kanserinde Akıllı MR ve Biyopsi Nedir?
Geçmiş yıllarda kanda bakılan PSA değeri yüksek çıkan veya muayenede şüphe duyulan hastalara, körlemesine diyebileceğimiz standart biyopsi işlemleri uygulanırdı. Ultrason eşliğinde rastgele alınan parçalar, özellikle prostatın ön veya orta kısımlarına saklanmış olan kanserli hücreleri kolaylıkla gözden kaçırabiliyordu. Bu da hastanın kanser olmasına rağmen test sonucunun temiz çıkması gibi çok riskli durumlara yol açıyordu.
Günümüz modern tıbbında ise bu alanda tam anlamıyla bir teknolojik devrim yaşanmıştır. Artık şüpheli durumlarda ilk olarak yüksek çözünürlüklü (3 Tesla) çok parametreli MR cihazları ile prostatın adeta haritası çıkarılmaktadır. MR cihazı, prostatın içindeki anatomik yapıyı, hücre yoğunluğunu ve damarlanmayı detaylıca inceleyerek, tümör olma ihtimali yüksek olan şüpheli odakları “PI-RADS” adı verilen bir sistemle işaretler.
Eğer MR raporunda riskli bir bölge işaretlenmişse, akıllı biyopsi yani MR-Füzyon Biyopsi teknolojisi devreye girer. Bu sistemde, MR’da saptanan o riskli bölgenin üç boyutlu haritası, işlem anında kullanılan ultrason cihazının ekranına birebir yansıtılır (füzyon yapılır). Doktor, bu teknoloji sayesinde iğneyi rastgele bir yere değil tıpkı bir savaş uçağının radara kilitlenmesi gibi doğrudan kanser şüphesi olan odağın tam kalbine yönlendirir. Böylece milimetrik bir sapma bile olmadan, en yüksek doğruluk oranıyla doku örneği alınır ve hastalığın gözden kaçma ihtimali ortadan kaldırılır.
Prostat Kanseri Ameliyatında Robotik Cerrahi Nasıl Uygulanır?
Prostat kanseri teşhisi biyopsi ile kesinleştikten sonra, kanserin henüz başka organlara sıçramadığı, sadece prostat bezinin içinde sınırlı kaldığı tespit edilirse en etkili küratif (tam iyileşme sağlayan) tedavi yöntemi prostatın ameliyatla tamamen vücut dışına alınmasıdır. Bu kritik cerrahi işlem için günümüzde tıp dünyasının en güvendiği ve en yaygın başvurduğu teknoloji Robotik Radikal Prostatektomi, yani halk arasındaki adıyla Da Vinci robotik cerrahi sistemidir.
Prostat, leğen kemiğinin (pelvisin) en derin, en dar ve karanlık noktasında yer alır. İnsan elinin girmekte ve manevra yapmakta zorlandığı bu bölgeye robotik kollar kusursuz bir şekilde ulaşır. Ameliyat sırasında cerrah, bir konsolun başında oturarak robotun kollarını yönetir. Robotik cerrahinin hastaya ve cerraha sunduğu imkanlar şunlardır:
- Titremeyen hareket kabiliyeti
- Üç boyutlu yüksek büyütme
- Sinir dokularının korunması
- İdrar tutma kaslarının korunması
- Minimum ağrı ve enfeksiyon
Robotun kolları insan el bileğinden çok daha fazla dönebilme (540 derece) yeteneğine sahiptir ve cerrahın elindeki en ufak bir fizyolojik titremeyi bile yansıtmaz. Ameliyat edilen bölge kameralar sayesinde onlarca kat büyütülmüş ve üç boyutlu olarak görülür. Bu devasa görüntü ve hassas hareket kabiliyeti sayesinde, prostatın hemen bitişiğinden geçen ve erkeklerde cinsel sertleşmeyi sağlayan çok ince sinir demetleri zarar görmeden milimetrik bir şekilde korunur. Aynı şekilde idrar tutmayı sağlayan büzük kasları da korunduğu için, hastaların ameliyat sonrasında hayatlarını karartan idrar kaçırma veya cinsel yetersizlik gibi problemlerle karşılaşma riskleri eski açık ameliyatlara kıyasla çok daha düşüktür.
İleri Evre Prostat Kanserinde Hangi Tedaviler Uygulanır?
Prostat kanseri sinsi bir hastalık olduğu için bazı hastalarda ne yazık ki teşhis anında prostat sınırlarını çoktan aşmış, çevredeki lenf bezlerine veya en çok sevdiği yer olan kemiklere yayılmış (metastaz yapmış) olabilir. Bu aşamada artık bölgesel bir tedavi olan ameliyatın veya radyoterapinin rolü azalır; tüm vücudu dolaşan, sisteme yayılmış kanser hücreleriyle savaşacak tedavilere geçilir.
İleri evre kanserde uygulanan ilk ve en temel silah hormon tedavisidir. Prostat kanseri hücrelerinin büyümek ve çoğalmak için erkeklik hormonuna, yani testosterona ihtiyacı vardır; testosteron onlar için adeta bir yakıttır. Uygulanan ilaçlarla vücuttaki testosteron seviyesi sıfırlanır. Yakıtsız kalan kanser hücreleri büyümeyi durdurur, bir nevi kış uykusuna yatar ve hastalık uzun yıllar boyunca kontrol altında tutulabilir.
Ancak yıllar sonra kanser hücreleri bu hormon baskılamasına karşı direnç geliştirebilir ve testosteron olmadan da büyümeyi öğrenebilir. İşte bu en zorlu aşamada, nükleer tıbbın sunduğu en ileri teknolojilerden biri olan “akıllı radyasyon” tedavileri devreye girer. Özel olarak tasarlanmış moleküllere radyoaktif maddeler (örneğin Lutesyum) yüklenerek hastanın damarından verilir. Bu akıllı moleküller, kan dolaşımına katılıp vücuttaki tüm kanser hücrelerini tek tek bulur, sadece onlara yapışır ve taşıdıkları radyasyonu sağlıklı dokulara zarar vermeden direkt olarak kanser hücresinin içine bırakarak onu içeriden imha ederler.

